zihnimin kısır döngülerine
çay demledim, yanında iyi gidiyor
yanyana geçen iki trenden
öbürüne atladım elimde çayla
iyi haber; çay dökülmedi.
ben
tut
tum
so
ğuk
de
mi
ri
cezası neyse yazsınlar
artık
dişlerimle asıldım
imdat frenine.
Yuppiii!!!
20 Şubat 2011 Pazar
Bol Keseden
yazmak kesmiyor
yazmayı kesmeyi de
gözüm kesmiyor
ağır kaçasım var
acil biraz, çiş gibi
kestirmeler birbirini
kesiyor yol uzuyor
ağzıma iki tane çaksam
yine sesimi kesmiyor
kaçmak için biraz
kestireyim desem
uyanasım gelmiyor
kese kese kir demek
bu içimin sıkıntısı
gel de sevabına
ruhumu kesele
saçmadan korkma
önce mantığın
sesini kes hele.
yazmayı kesmeyi de
gözüm kesmiyor
ağır kaçasım var
acil biraz, çiş gibi
kestirmeler birbirini
kesiyor yol uzuyor
ağzıma iki tane çaksam
yine sesimi kesmiyor
kaçmak için biraz
kestireyim desem
uyanasım gelmiyor
kese kese kir demek
bu içimin sıkıntısı
gel de sevabına
ruhumu kesele
saçmadan korkma
önce mantığın
sesini kes hele.
2 Şubat 2011 Çarşamba
Nefese Heves
Kırılsa bile
kayıp olmaz
bir heves.
Al nefes al
nefes ver,
düşün.
Al nefes al
nefes ver,
düşün.
Hayal et,
bak
mutlusun
hayal et
mutlu.
İşte sana
bir heves.
kayıp olmaz
bir heves.
Al nefes al
nefes ver,
düşün.
Al nefes al
nefes ver,
düşün.
Hayal et,
bak
mutlusun
hayal et
mutlu.
İşte sana
bir heves.
11 Ekim 2010 Pazartesi
Boğazımda Dikenler
Yine yola çıkıyorum. Gidip geldikçe kısalıyor yol ve yakınlaşıyor Ankara, hem de hiç hesapta yokken, bir anda. Ama bu sefer yüküm daha ağır. Kendime dışarıdan bakıp tartmak peşindeyim, gitmek istediğim yerle vardığım yer arasındaki bu mesafe pek mantıksız geliyor bana. Bunun üzerine düşünmeye değer.
Aylardır defalarca yaptığım gibi gece geç vakit bir servise biniyorum yine, hareket ediyoruz. Gece, sakin, pazar. İstanbul yarınki mesaisine hazırlanıyor. Servisin en önünde oturuyorum, asfaltı içine çekiyor araç, önce gökdelenler sonra küçük evler ve sokaklar geçiyor yanımızdan, sonra da karşıda köprünün kocaman ayakları görünüyor, küçük yaşlardan beri her geçişimde içimde hayranlık uyandıran Boğaz'ın üzerinden geçeceğiz bir kez daha. Yalnızsam aklımda ne varsa unuturum, susarım, yanımda biri varsa da genellikle Boğaziçine ya da İstanbul'a dair bir şeyler konuşurken buluruz kendimizi.
Aklım geçen hafta üç liraya aldığım bilmem kaçıncı el kitaplara gidiyor, Mevlana'nın Mesnevi'sinden bir hikaye var zihnimde. Yolun kenarına diken eken bir adamdan bahsediyor. Dikenler büyüdükçe yoldan geçenleri rahatsız etmeye başlıyor, şikayet ediyor insanlar. Adam da hiç itiraz etmiyor, "kesicem dikenleri" diyor soranlara, ve dikenler büyümeye devam ediyor, büyüdükçe de geçenlerin canını yakmaya başlıyorlar. Bilge bir adam geliyor, "artık sök şu dikenleri" diyor. Adam "elbette sökeceğim, bu gün değilse de yarın, illaki sökerim..."
Sonunda hikmeti de var bu tür hikayelerde hep olduğu gibi, ama diken eken adam (ya da kadın!) bence hikmetin ta kendisi.
Bakıyorum köprüyü geçmişiz, belki de ilk defa farkedemedim Boğaz'ı, geçtiğimi bile hatırlamıyorum. Aklım dikenlere takılmış, kurtarmak için çekiştirip duruyorum.
Aylardır defalarca yaptığım gibi gece geç vakit bir servise biniyorum yine, hareket ediyoruz. Gece, sakin, pazar. İstanbul yarınki mesaisine hazırlanıyor. Servisin en önünde oturuyorum, asfaltı içine çekiyor araç, önce gökdelenler sonra küçük evler ve sokaklar geçiyor yanımızdan, sonra da karşıda köprünün kocaman ayakları görünüyor, küçük yaşlardan beri her geçişimde içimde hayranlık uyandıran Boğaz'ın üzerinden geçeceğiz bir kez daha. Yalnızsam aklımda ne varsa unuturum, susarım, yanımda biri varsa da genellikle Boğaziçine ya da İstanbul'a dair bir şeyler konuşurken buluruz kendimizi.
Aklım geçen hafta üç liraya aldığım bilmem kaçıncı el kitaplara gidiyor, Mevlana'nın Mesnevi'sinden bir hikaye var zihnimde. Yolun kenarına diken eken bir adamdan bahsediyor. Dikenler büyüdükçe yoldan geçenleri rahatsız etmeye başlıyor, şikayet ediyor insanlar. Adam da hiç itiraz etmiyor, "kesicem dikenleri" diyor soranlara, ve dikenler büyümeye devam ediyor, büyüdükçe de geçenlerin canını yakmaya başlıyorlar. Bilge bir adam geliyor, "artık sök şu dikenleri" diyor. Adam "elbette sökeceğim, bu gün değilse de yarın, illaki sökerim..."
Sonunda hikmeti de var bu tür hikayelerde hep olduğu gibi, ama diken eken adam (ya da kadın!) bence hikmetin ta kendisi.
Bakıyorum köprüyü geçmişiz, belki de ilk defa farkedemedim Boğaz'ı, geçtiğimi bile hatırlamıyorum. Aklım dikenlere takılmış, kurtarmak için çekiştirip duruyorum.
9 Ekim 2010 Cumartesi
7 Ekim 2010 Perşembe
4 Ekim 2010 Pazartesi
Koyu Güzel Bir Sükunet
esir olmak kötü,
bir düşünceye.
bir odada kalsam
kapalı
odadayımdır.
oradayımdır istemeden.
bu kadar.
bu
geçer.
ama bazen bir düşünce
bazen güzel başlayan bir düşünce
düşündükçe bağlar,
bağlandıkça sıkar,
sıkıldıkça
sıkıldıkça
sıkıldıkça
sıkıldıkça
sıkıldıkça
ufalır içim.
kuyruğunu ısırır yılan
karnı doymaz
ısırdıkça ısırır
karnımı
ruhum acıkır
sana
susarım.
susmak benim
doğal halim
sen sustukça
ben
sesine
susarım.
sesine
susarım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)